Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 91.074
DOLAR 5,3516
EURO 6,0829
ALTIN 214,89

Akdeniz’deki Sondaj İçin Tarih Verdi

kategorisinde, 20 Eyl 2018 - 12:40 tarihinde yayınlandı
Akdeniz’deki Sondaj İçin Tarih Verdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Akdeniz’de inşallah planımız önümüzdeki ayı geçmeden yani önümüzdeki ayın içerisinde ilk sondajımıza başlamak istiyoruz” dedi.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Akdeniz’de inşallah planımız önümüzdeki ayı geçmeden yani önümüzdeki ayın içerisinde ilk sondajımıza başlamak istiyoruz” dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, aralarında İhlas Medya Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın da olduğu gazetelerin Ankara temsilcileri ile kahvaltıda bir araya geldi. Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Bakan Dönmez, “OVP açıklanacak. Beklenen ve söylenen başlanılmayan yatırımlarım erteleneceği. Sizin Bakanlığınızı etkileyecek projeler var mı? 2 ve 3. santralleri bu kapsamda değerlendirilir mi?” sorusu üzerine şunları söyledi:

“O daha çok finansmanımızı kendi kaynaklarımızla karşıladığımız işler. Dış finansman olan yerlerde zaten uzun dönemli olduğu için, bunlar o kısıtların dışında kalıyor. Bir de bu santraller zaten, yap işlet santraller. Kamu olarak biz sadece belli bir süre alım garantisi veriyoruz. Onun için bir finansman yükü, yükümlülüğü doğrudan kamuya gelmiyor. ”

“Sizin etkilenmesini beklediğiniz proje var mı? Yani erteleyebileceğiniz” şeklindeki soru üzerine Bakan Dönmez şu karşılığı verdi:

“Şu anda bizim büyük, başladığımız projelerden henüz böyle bir durumda olan yok. Hazine Maliye tarafı ile arkadaşlarımız da görüşüyor. Prensipte şuna anlaştık. Kamu şirketlerimiz yapacaksa, kendi kaynakları varsa yürüyebilirsiniz dediler. ya da kendi kaynağı değil, dış kaynak kullanabiliyorlarsa, uzun dönemli finansman, yine orada da ilerleme yapılabilir denildi. Bizde o kapsamda şu anda takılan bir şey gözükmüyor. Zaman içerisinde ve yeni projeler gündeme geldikçe bunları kaynak yönetimi açısında Hazine ve Maliye tarafı ile de görüşmemiz gerekir. Bu YEKA’lar falan belki büyük ihaleler kamu finansmanı kullanılacak gibi algılanabiliyor. Ama aslında bunların hepsi yap- işlet modelli. Dolayısıyla kamu finansmanı kullanmadığımız projeler. Çok doğrudan ilgili değil. ”

“FİYAT AYARLAMASI İÇİN MALİYETLERE BAKACAĞIZ”

Bir gazetecinin “Sayın Bakanım elektrikte iki kez fiyat artışı oldu. Ayarlamalar oldu. Önümüzdeki süreçte de olacak mı? ve bu eşel mobil (akaryakıttaki) kalkacak mı? Bir de sanayicinin elektrikte fiyat indirim talebi var” sorusuna Bakan Dönmez, “Fiyat ayarlaması için maliyetlere bakacağız. Maliyetler neyi gerektiriyorsa yapmamız gerekiyor. Doğru iki tane fiyat ayarlaması yaptık. Orada da özellikle maliyet artışları, kur ve petrol fiyatlarındaki artış onları zorunlu kıldı. Şimdi biz elektriğimizin aşağı yukarı yüzde 30- 35’ini hala doğal gazdan elde ediyoruz. Doğal gazda da dışa bağımlıyız. Doğal gaz fiyatlarını da petrol fiyatları etkiliyor. Formülün içinde petrole endeksli. Şimdi son iki yılda petrol fiyatları 40-45 dolardan 70-80 bandına geldi. Kur, neredeyse iki kat arttı. Onun etkisiyle doğal gaz fiyatları ve neticesinde elektrik fiyatlarına yansımış oldu. Bu da tüketiciye yansımış oldu. Ama biz bunu yine minimumda tuttuk. Şunu söyleyeyim, aslında bizim şimdi önemli bir etkinlik alanımız var, enerji verimliliği konusu. Bu ayarlamaların etkisini azaltmanın yolu enerjinin verimli kullanılmasıdır. Bir kısmının sadece bilinçlendirme ile yapabileceğimiz şeyler var. Bir kısmını da biraz harcama yaparak. Tüketicilerimiz konutlarını yalıtmak suretiyle veya elektrik tarafında daha verimli makineler kullanmak suretiyle yapmamız gerekiyor. Bizim Türkiye olarak bir iş üretebildiğimiz enerji tüketimini azaltmamız gerekiyor. Başka bir deyişle de enerji yoğunluğunu azaltmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsen bu etkilerden daha az etkilenmiş oluruz. Yine Avrupa Birliği ile, Avrupa ile kıyasladığımızda hem elektrikte hem doğal gaz da en düşük maliyetler bizde. Her şey dahil kapı teslim fiyatlar, vergiler de dahil, 7 euro/cent civarında şu anda Türkiye’de. Avrupa ortalamasını söyleyeyim; 20,56. Her şey dahil kıyaslamamızda konutlar için. Gazda da Avrupa ortalaması kilovat saati 7,62, bizde de 2 cent. Avrupa’nın en ucuzu” diye cevap verdi. Gazetecinin “Gerçekleşen rakamlarla hissedilen rakamlar aynı değil” sözleri üzerine Bakan Dönmez, “Avrupa da dışa bağımlı enerjide, biz de dışa bağımlıyız. Yani kendi kaynaklarımızla üretebiliyor olsak o zaman eleştiriler belli bir yere oturur” ifadesini kullandı.

“BİR SANAYİCİNİN HAM MADDE TEDARİĞİNDE İZLEDİĞİ YOL, YÖNTEM NEYSE ARTIK ELEKTRİKTE ÖNEMLİ BİR UNSURSA AYNI MANTIKLA HAREKET ETMESİ GEREKİYOR”

Bir gazetecinin “Bu sizin başarınız diyebiliriz ama vatandaş açısında öyle görünmüyor. Maaşımın kaçta kaçını ödüyorum diye bakıyor” sözleri üzerine Bakan Dönmez, “Burada kamuyu bir tarafa bırakın, bizim gibi kamu yöneticileri arasında kimse hoş karşılamayacağı gibi, özel sektör açısından da, yani şu bardağı yapıyorsa ve rekabet koşullarını zorlamıyorsa fiyatını artırmak istemez. Çünkü müşteri ürkebilir kaçabilir. Bugünkü koşullarda fiyat ayarlamalarını kimse isteyerek yapmıyor. Bu zorunluluktan kaynaklanıyor. Ben özellikle şunu söyleyeyim; küçük tüketiciler yani konut ve küçük esnaf gibi orada daha düşük tarifelerle ilerlemeyi, daha profesyonel iş dünyasındaki sanayicilerimiz, işletmelerimiz açısından da piyasa artık serbestleşiyor. Baktığımızda bizim yıllık 300 terabayt saatlik bir tüketimimiz var. Kamu olarak bir bunun yaklaşık üçte birini üretiyoruz. Üçte birini ürettiğimiz bir yerde, tamamını verme şansımız yok. Piyasa serbestleşecekse böyle. Düşünün yılda 3 milyon televizyon üretiyoruz, 1 milyon da devletin ürettiği bir televizyon olsaydı. Herkese diyebilir miyiz; kardeşim size daha uygun daha ucuz televizyon satacağız. Dolayısıyla serbest piyasa mantığı içerisinde rekabete açıksa bu piyasalar, maliyet esaslı daha verimli üretebilen bu işte rekabetçi olacak demektir. Bizim yapmak istediğimiz kamu üretim kaynaklarını korunması gereken küçük tüketiciye yönelik kullanmak. Diğer profesyonel iş dünyasının, sanayicinin, işletmelerin ihtiyaç duyduğu elektriği de artık serbest üreticiler var. Pazarlığınızı yapın. Bir sanayicinin ham madde tedariğinde izlediği yol, yöntem neyse artık elektrikte önemli bir unsursa aynı mantıkla hareket etmesi gerekiyor” ifadesini kullandı.

“AKDENİZ’DE İNŞALLAH PLANIMIZ ÖNÜMÜZDEKİ AYI GEÇMEDEN YANİ ÖNÜMÜZDEKİ AYIN İÇERİSİNDE İLK SONDAJIMIZA BAŞLAMAK İSTİYORUZ”

“150 KW’ye kadar konutlarda bir sabit fiyat vardı. Sonrasında bunu aşan kısmı için artırmalı tarife uygulanması düşünülmüştü. Bir dönem uygulandı elektriği verimli kullanmak için” yönünde bir değerlendirme üzerine Bakan Dönmez, “Böyle bir çalışma yapılıyor, gündemimizde yapılıyor. EPDK bir çalışma yapıyor. Dağıtım sektörü ile görüşüyorlar. Tüketiciyi daha verimli kullanmaya itmesi açısından böyle bir kademelendirme çalışması düşünüyoruz” diye konuştu.

“Kısa vadede yeni bir fiyat ayarlaması yok diyebilir misiniz?” sorusuna Bakan Dönmez, “Bu aslında Maliye Bakanlığımızın bir ayarlaması” cevabını verdi. Başka bir gazetecinin, “Aramalarda olumlu bir bulgu var mı? Oradaki projeksiyon nedir? Size ulaşan. Bir de Doğu Akdeniz’de fiili durum nedir? Orada kim ne kadar arama yapıyor? Bununla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?” sorusu üzerine Bakan Dönmez şu bilgileri verdi:

“Oyunun rengini değiştirecek tek unsur, bunu yerli ve milli olması açısından söylüyorum, bizim doğal gaz veya petrol bu topraklarda veya denizde bulmamız. Onun için hem Türkiye Petrolleri’nde hem özel sektörde hidrokarbon arama faaliyetlerine hız veriyoruz. Bu kapsamda Güneydoğu’da bir takım güvenlik gerekçesiyle arama yapılamayan yerler vardı. Teknik olarak gidilmesi uygun olmayan. O kapsamda aramaları artırdık şuanda hem Hakkari’de hem Siirt’te yeni arama bölgelerimiz, sondajlarımız var. Ümitliyiz. Ancak bugünden bir beklenti doğurmakta istemiyoruz çünkü ne çıkacağını bilmiyoruz. Denize gelince, hem Karadeniz’de hem Akdeniz’de bizim sismik çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam etti. Akdeniz de inşallah planımız önümüzdeki ayı geçmeden yani önümüzdeki ayın içerisinde ilk sondajımıza başlamak istiyoruz. Bu Antalya açıklarında olacak, lokasyon hemen hemen belirlendi. Biliyorsunuz geçtiğimiz yıl bir gemi satın almıştık. Şimdi onun tabi ekipmanları kontrol edildi, tamamlandı. Onlarda ilk defa orada kendi gemimizde başlamış olacağız. Niyetimiz bu gemi ile her yıl iki tane yani ortalama iki tane açılabiliyor sondaj yapmak. Karadeniz’de daha önce bir 4 sondajımız vardı, bunlar yabancı yerli Türkiye Petrolleri ile. Henüz daha bir gaz bulabilmiş değiliz. Ümitli olduğumuz bir iki yer daha var, oralarda yoğunlaşıyoruz. Evet, Karadeniz’de, orada da belki sondajlara başlayabiliriz. İkinci geminin alımı ile ilgili belirli bir noktaya geldi, şimdi onun finansmanı ile alakalı görüşmelere başladık. Biraz tabii bu noktada Hazine ve Maliye Bakanlığımızla da görüşüyoruz. Finansmanı temin etmek için. Onu da bağlarsak ikinci gemiyi de almış olacağız inşallah. Doğu Akdeniz’de bizden başka kimler arıyor demiştiniz. İsrail aradı buldu. Biliyorsunuz çıkartıyor. Güney Kıbrıs Rum kesiminin çalışmaları var. Onlarda işte bulduk diyorlar ama bana gelen bilgiler çok da umduklarını bulamamışlar. Yani bir rezerv var ama ciddi bir rezerv olmadığı yönünde bir takım geri dönüşler var. Mısır yine keza. Biz işte varsa bulacağız sloganı ile hareket ediyoruz. İnşallah bulursak da bu oyunun rengini kaderini bir şekilde değiştirme imkanına kavuşuruz, temennimiz o. Buradan hareketle biraz madenden de bahsedelim çünkü vakit de daralıyor. Aslında şimdi hep enerji tarafını elektrik, doğal gazı konuştuk madende de ciddi atılımlarımız var. Bu yeraltı rezervlerimizin ekonomimize bir şekilde kazandırmamız lazım. Orada yürüyen önemli bir projemiz var. Havadan jeopolitik haritalama diye bir çalışmamız var. Bunu biz iki tane uçak temin edip, uçaklara son teknolojik teçhizat yüklenerek havadan yer altındaki madenlerin varlığını keşfini yapmaya çalışıyoruz. Bu bir nevi havadan film çekmek gibi bir şey. MR’ını çekmek gibi bir şey.”

“BİZİM MADENLERİMİZİN ULUSLARARASI GEÇERLİLİĞİNE SAHİP KİŞİLER TARAFINDAN SERTİFİKASYONUN YAPILMASI GEREKİYOR”

“Kaç metreye kadar?” şeklindeki soru üzerine ise Bakan Dönmez, “Şöyle bu aşağı yukarı 1000 metreye kadar görebiliyor. Hani hassasiyeti artırdığınız zaman hassasiyet bozuluyor. Dolayısı ile 1000 metre şu an bizim için anlamlı. Çünkü 1000 metreden daha derinde madencilik hem maliyetli hem de riskli o açıdan baktığımızda. Şu anda da biz hemen hemen yüzde 60-65’inde havadan jeofizik görüntülemesini yaptık bu arada yani çalışmalar geçen sene başladı. Şimdi o veriler işleniyor, işlendikten sonra da işte bu sondaj işleri ondan sonra başlayacak. Bir yerde sondaj hani biyopsi almak gibi bir şey. Yani artık karot alıyoruz. Orada madenin varlığını kesin teşhis etmiş oluyoruz. Biz bu arada biliyorsunuz geçtiğimiz yıl bir hamle yaptık 1 milyon metre sondaj yaptık bu sene de inşallah 1 buçuk milyon metreyi hedefliyoruz. O sondajdan gelecek verilerle de bir taraftan MTA bunu yapıyor. Çıkan verileri değerlendirip hemen Maden İşleri Genel Müdürümüz bunların ihalelerine çıkmaya başladı. Onları da hazırlıyoruz. Bizim maden varlığını bir şekilde artırmamız gerekiyor. Orada ihracat kapasitemiz de fena değil. Onu artırmak niyetindeyiz. Sırf mermer de bizim yaklaşık 2,5-3 milyar dolar bir ihracatımız var. Bizim madenlerimizin uluslararası geçerliliğine sahip kişiler tarafından sertifikasyonun yapılması gerekiyor, aksi takdirde finansman sağlayamayız. Bir gayrimenkul ekspertizi gibi oradaki maden rezervini kaynak, tür, miktar açısından belgelendirmemiz gerekiyordu. Bunun için bir kanun çıkarttık. Adını UMREK koyduk. Ulusal Maden Rezerv Raporlama Komisyonu kuruldu. Bu komisyonun içerisinde bankacılık sektöründen, madencilik sektöründen ve kamundan aşağı yukarı 9 kişilik bir kurulu var. Bir de CRISCO dediğimiz uluslararası bu tip akreditasyonu yapan, merkezi Kanada’da madenciliğin çok geliştiği bir yer, onlarla da bir anlaşma yaptık. Onlar da bizi akredite etti. Artık UMREK’ten herhangi bir maden, jeoloji mühendisi sertifika aldığında, yani SPK’nın şu gayrimenkul ekspertiz değerlendirme firması gibi, önce madeni raporlama belgesi alıyorsunuz kişisel olarak. Sonra da size geldi, diyelim mermerse mermer; kömürse kömür. O orada kendi bilimsel çalışmalarını yapıyor. Raporluyor. Sizin elinizde tüm dünyada geçerli bir rezerv kaynak bilgisine sahip oluyorsunuz. Sonra bu ne işe yarıyor? Bankaya gittiğinizde, çünkü bizim bankacılık sistemimizde aslında yabancı, bu alanda proje finansmanı yapmayı biraz riskli görüyor. Sen yerin altında şunlar şunlar var diyorsun. Baksa kimse anlamıyor. Görse bile anlamıyor. Şimdi o raporla birlikte BDDK ve Bankalar Birliği’nin temsilcilerini de bu komisyona aldık ki, beraber ilerlesin diye. Bununla birlikte artık proje finansmanları daha rahat yapılabilir hale gelecek. Sadece Türkiye’de değil yurt dışında da finansman temin edilebilecek. Böyle bir şeyi başlattık. Bir de aynı Tarihlerde Türkiye Karot Bilgi Bankası uygulamasına geçtik. Şu anda Ankara’da da bir yer yapılıyor. Hem kamunun karotları Bu karot dediğimiz bir metre uzunluğunda on santimetre çapında, aslında yerden alınan kesit. Orada işte madenciler ve jeologlar bakıyor. Burada mermer var. Burada kömür var. Burada altın var. Falan gibi analizlerden sonra çıkıyor. Onları da şimdi biz özel sektör bunu kendisinde tutuyordu. Bunu biz dedik ki bu bir milli bilgidir. Ben senin ruhsat alanına karışmıyorum. Ama orada aldığın karotları getirip biz burada saklayacağız. Onları şimdi biz dijitalleştireceğiz. Diyelim ki adam oradan çıktı. İşletmeyi bıraktı. Ama belki o gün için ekonomik olmayan bir maden bulgusu var. Ona bir başka madenci gelip, ben de burada arama üretim yapmak istiyorum dediğinde o verilere ulaşmış olacak. Bu iki husus bizim madenciliği küresel alanda tanınır ve ilgi çekebilir ve cazip kılma adına yaptığımız iki düzenleme. Yine orada denetimlerde birtakım eksiklikler vardı. Denetimleri artırıyoruz. Bor mesela, borda ciddi bir çalışma var yine. Biliyorsunuz dünya rezervlerinin aşağı yukarı yüzde 75’i bizde. Dünyanın yüzde 57’sini biz satıyoruz. Bor bizde biraz yakıt gibi algılanıyor. Enerji kaynağı gibi algılandı. Bor aslında kimyasal bir tuz. Tek başına bir yerde kullanılmıyor. Birçok malzemeyle birlikte kullanılıyor. Mesela cama kattığını zaman ısıya dayanıklı oluyor. Demir çelikte kullanabiliyorsunuz. Seramikte kullanabiliyorsunuz. Gübrede olabiliyor. Deterjan sanayinde. Tabi bu belli oranlarda tabi.” Bir soru üzerine, “Boru hammadde olarak satıyoruz. Yarı mamul de var. Şimdi uç ürün işlemek arzusundayız” diyen Bakan Dönmez, endüstriyel mamul olarak kullanımı ile ilgili ise şunları kaydetti:

“Tabii burada şöyle bir şeye de gitmemek gerekiyor. Mesela, boru tek başına kullanılmayıp demin bahsettiğim ürünlerde kullanıyoruz. Şimdi seramiğe kattığımızda içinde borlu seramik satıyoruz başka bir deyişle. Cam ciddi miktarda bizim ihracatımız var. Uç ürünlerde şunu teşvik etmek gerekiyor. Sanayici benden hammaddeyi alsın, işlesin, katma değer üretsin ve öyle satsın.” Bir gazetecinin “İnsan şunu bekliyor efendim. Herhangi bir maddenin dünya üzerinde yüzde 75’i bir yerdeyse eğer o ülkenin o konuda dünya lideri olması lazım. Yani herhangi bir şeyde. Sadece hammaddeyi satarak dünya lideri olamazsınız. Borun teknolojik ürünlere dönüştüğü alanda herkes Türkiye’yi görmeli ya da biz o konuda çok ileri gitmeliyiz. O bizim gücümüz olmalı” şeklinde yaptığı değerlendirme üzerine Bakan Dönmez, “Katılıyorum. Şimdi bir örnek vereyim o zaman ondan sonra devam edeyim. Şimdi demin bahsettiğim ana kullanım alanları bunlar ama seramik, cam gibi baktığınızda böyle high-tech değil pazara göre ülkelerin rahatlıkla da üretebileceği alanlar. Asıl orada kritik teknolojiler ki bunlar içerisinde savunma sanayi geliyor. Şimdi savunma sanayinde zırh malzemesinin temeli aslında bor. Biz bunu bugüne kadar ithal ediyorduk. Bir anlaşma yaptık, fabrikanın da inşallah bu sene içerisinde temelini atmaya çalışacağız. Çinlilerle, Dünyada bunu en çok üreten bir firmayla bir anlaşma yaptık, bor karbür üretmek üzere burada. Bor karbür zırhta, gerek giyilebilir zırh, gerekse askeri araçların dışında kullanılan bir malzeme. O zaman bizim tonunu diyelim ki 400-500 dolara sattığımız boru akıllandırarak tonu 40 bin dolara çıkıyor. Ama tabi bir maliyet, enerji çok yoğun tüketiyor kullandığınız malzemenin yüzde 3- yüzde 5’i işinize yarıyor, belki 10 katına ithal ediyoruz. Bor burada işlenmiş olarak bizden alıyordu bunu bizim savunma sanayiine tekrar satıyordu” dedi.

“Bandırma’da bir tesis kuruldu, bir yatırım yapıldı mı?” sorusuna Bakan Dönmez, “Bandırma’da Eti Maden’in bor ve bor türevleri ile ilgili bir fabrikası var, bunu da orada planlıyoruz. Orada altyapımız hazır diye. Bu işi Savunma Sanayi ile birlikte yapıyoruz. Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile, savunma Sanayi kuruluşları ile. Birçok üretici bor satıyor, tabi çok rakipsiz değiliz. Evet rezervimiz yüksek, rakipsiz değiliz bu alanda Amerikalılar var, bir miktar Şili, Peru tarafında üretilebiliyor, Latin Amerika’da da var. Bir de şöyle bir şey olmuş geçmişte, borun yerine alternatif kullanılabilecek kimyasal maddelerde var. Dolayısıyla orada fiyatı; orada ben tonunu 500’e satıyorum 1000 yaptığınızda başka yere kayabiliyor. Geçmişte böyle bir şey yaşanmış. Onun için orada teknolojik olarak yerine ikame edilemeyen olmasın. Örneğin; deterjanda eskiden çok kullanılıyordu, mesela deterjanda bordan başka bir yere alternatif geçişler oldu. Bu biraz sanayinin imalat, fiyat, maliyet etki bunlara da bakmak gerekiyor” şeklinde cevap verdi. Bakan Dönmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yani tabii şöyle biraz bu enerji kaynağı gibi algılandı. O da şöyle, bu hidrojenli yakıtlar var flutsel gibi. Şimdi hidrojen tek başına en değerli yakıtlardan birisi ama atom değeri biliyorsunuz 1. Bu şu demek çelikten bile sızabilir dışarıya. Dolayısıyla çok iyi çelik kalitesinin içerisinde saklayabilirsiniz. ya da hidrojeni bir başka tutucuyla birleştirirsiniz, o zaman kaçmaz. Bu bor, bor hidrir oluyor yani hidrojeni bora yedirdiğinizde oluyor hidrojeni suyun içerisine attığınızda biraz karıştırdığınızda çözeliyor hidrojen açığa çıkıyor hidrojeni yakıyorsunuz. Şimdi buradan aslında hidrojenli araç ama borlu araç gibi piyasada bunu sürerseniz bor yakıt hangisi, bor orada tutucu hidrojen aslında yakıt.”

HİDROJEN ENERJİSİ GELECEĞİN ENERJİSİ Mİ?

“Hidrojen enerjisi geleceğin enerjisi deniyor” ifadesi üzerine ise Bakan Dönmez şunları söyledi:

“Hala bir geleceği var ama hidrojeni elde etmek hala pahalı. Mesela suyun içerisinde 2 hidrojen, 1 oksijen atomu var. Elektroliz yaptığınızda oluyor ama hidrojeni elde etmek için bir enerji harcıyorsunuz dolayısıyla klasik enerji kaynaklarına göre daha pahalı. Yani işin ekonomisi hala tutmadı. Evet temiz. Hidrojeni oksijenle birleştirdiğinizde, birleşmeden dolayı ortaya bir enerji çıkıyor, o enerjiyi kullanıyorsunuz bir de egzozdan saf temiz su üretmiş oluyorsunuz. Var hala ama henüz ekonomisi yaygınlığı tutmadı diye düşünüyorum.” Bir gazetecinin “Havadan yapılan haritalandırmada ilginç bir paylaşımınız olacak mı bizlerle? Madende şaşırdığını ya da umutvari bir şey bulundu mu? Bir şey tespit edildi mi?” sorusu üzerine Bakan Dönmez, “Şimdi açıklamayalım. Bazı çalışmalar henüz bitmedi. Ama değişik metal madenlerimizde var sadece şunu söyleyeyim, bulduğumuz metal madenleri örneğin çinko, alüminyum, bakır buluyoruz. Yeni model de bunu burada izabe dediğimiz yani saf bakıra dönüştürme şartı ile ihale edebiliyoruz. O cevheri de oradan satması en azından saf bakır, izabe bakır olsun bu yeni ihale modellerimiz bu alanda katma değeri artsın istiyoruz. O madenler birbirine yakın madenler yani içinde altın gümüş bakır da çıkabiliyor. Altının olduğu yerden bir miktar gümüş ve bakır da çıkabiliyor” değerlendirmesini yaptı.

“TÜRKİYE’DE ALTIN ÜRETİMİMİZ YILLIK 25-30 TON CİVARINDA, BUNU ARTTIRMAK DA İSTİYORUZ”

“Kaz Dağları bölgesinde kaz dağları kazılıyor duyumları var, ruhsatlar verilmiş gibi çok konuşmalar var” diyen bir gazeteciye Bakan Dönmez şöyle karşılık verdi:

“Orada evet bir ilki tane altın madeni ruhsatımız var, işletme de var. Şimdi şöyle tabi altın çok değerli bir maden, hakikaten madencilik açısından da zorlu olan bir şey, dolayısıyla yatırım daha fazla gerekiyor. Türkiye’de altın üretimimiz yıllık 25-30 ton civarında, bunu arttırmak da istiyoruz. Biz ülke olarak biraz altına meraklı bir ülkeyiz, 100 tonun üstünde ithal ediyoruz. Koza kayyumda onlarında üretimleri var, üretimi arttırmak arzusundayız. Bu cari açıkta en büyük kalemlerden birisi enerji ve altın çünkü klasik mücevheratın ötesinde bir tasarruf aracıda olduğu için o açıdan da arttırmak istiyoruz.”

“Ne kadara çıkarmak istiyorsunuz?” sorusu üzerine ise Bakan Dönmez, şunları ifade etti:

“Tabii onu şu anda hesaplamalar bitmediği için bir şey diyemeyeceğim. Şuanda bizim geçmiş yıllar ortalamamız 30 ton. 30 tonun üstüne çıkmamız lazım. Geçen altın madencileri ile görüştük, dedik ki arkadaşlar bunu ilk etapta iki katına arttıralım. Tamam dediler. Belli bir çalışma yapacaklar, yatırım yapmaları gerekiyor belli izin süreçleri var. Bir de tabi bazı yerlerde böyle protestolarla bu kesim sıkça karşılaşabiliyor. Bunların büyük bir kısmı aslında yabancı dünyanın birçok yerinde madencilik yapıyor ve aynı teknolojiyi de kullanıyorlar. Çevre açısından da en az zararlı en hassas teknolojiyi kullanıyorlar. Maliyetleri etkiliyor ama siyanürü ortama atılmıyor, bunlar belli yerlerde çökertiliyor, toplanıyor. O açıdan sadece o depoladığımız alanda bir risk var, onun dışında bir risk söz konusu değil. O da diyelim ki siz iplik fabrikasına gidiyorsunuz orada da boyalı işlemler kimyasal işlemler var, onunda bir atığı var. Ama o da arıtılıyor gidiyor. Böyle bakıldığında hani sıfır riskli bir madencilik var mı yok, teorik olarak. Ama usulüne uygun bilinen en çevreci teknolojiler ne ise biz de onu kullanmak zorundayız, biz de onun peşindeyiz. ”

“Koza’nın kayyumda olması üretime yansıyor mu? Tekrar onu özele satacak mısınız, ne yapacaksınız?” sorusuna Bakan Dönmez, “Onu TMSF tarafı ile görüşmek lazım” diye cevap verdi. Altın üretimindeki zorlukların hatırlatılması üzerine ise Bakan Dönmez, “Yüzeye yakınsa açık işletme ama derindeyse. Orman tabi izin veriyor belli ağaçlandırma bedeli kesim ücreti, yıllık kira bedelleri ve bizim ormanın da diğer ülkelere göre çok daha fazla aslında elde ettiği kira gelirleri ama vatandaş açısından belki 30-40 yıllık bir orman hani onun yetişmesi yerine konması açısından olabilir. Ağaç zorunlu olmadıkça kesmeyelim ama kesilen ağaç yerine en az 5 katı ağaç dikiliyor. Biz geçtiğimiz yıl 1 Nefes 1 Enerji kampanyası başlattık. Enerji sektörü hep çevreyi kirleten bir yönü açıkçası kamuoyunda çok fazlaca gündeme geldiği için, orda biz her bir doğal gaz abonesi adına sektörden bir ağaç dikin dedik ve yerinde, örneğin Ankara’da kaç abone aldınız o kadar ağaç dikin, Sivas’ta kaç abone aldınız Sivas’ta o kadar ağaç dikin. Aynısını elektrik sektöründen de istedik onlar da taahhüt ettiler. Bir de akaryakıt sektörüne de şunu dedik; bu yıl trafiğe çıkan her yeni araç başına bir ağaç dikebilir misiniz. Sağ olsun onlar da destek oldu. Kömür üreticileri her 100 ton kömür için bir ağaç, yani biz 5 milyon ağacı hedefledik. Böyle sözünü aldık. Yani hem maden hem elektrik hem doğalgaz hem de akaryakıt sektöründen 5 milyon fidan dikim sözünü aldık. Bunu da Orman Genel Müdürlüğümüz ile organize ediyoruz. Her ilde olsun muhakkak bu çalışmalar diye. Bu tarafını da ihmal etmemek lazım aslında sektör kesiyor ama yerine daha fazlasını dikiyor” diye cevap verdi.

“40-50 yaşında fıstık çamı olduğunu düşünün fıstığı veren o ağaç kesiliyor yerine 40 sene sonra o hale gelecek bir fidan dikiliyor. Tabii kötünün iyisi bir çalışma bu ama tık diye olmuyor maalesef” diyen bir gazeteciye Bakan Dönmez, “Ekonomik olarak o zaman da biz para veriyoruz dışarıdan getiriyoruz hani biraz nimet külfet dengesini hesap etmek lazım” karşılığını verdi.

“Kömürde yeni stratejik yaklaşımınız olacak diye paylaşılmıştı. Maden güvenliği bakımından Soma’dan bu yana neler değişti?” şeklindeki soruya Bakan Dönmez şöyle cevap verdi:

“Güzel bir noktaya temas ettiniz. Şimdi bizim şu anda Türkiye’de kömür rezervimizin toplam miktarı son keşiflerle birlikte 18 milyar tona çıktı. Yani 2,5 sene önce bu 15 milyar tondu. Bu bahsettiğimiz aramalardan sonra bunun üstüne bir 2-3 milyar ton daha rezerv ekledik. Tabi yerin altındaki maden çıkmayınca kimseye faydası yok dedik. Şimdi TTK ve TKİ bizim iki Enerji Bakanlığımıza bağlı KİT’imiz. TKİ linyit kömürleri işletiyor, diğeri de taşkömürü. Geçtiğimiz hafta da Zonguldak’taydık. Taşkömürü de orada çok kaliteli ama hakikaten olağanüstü zor koşullarda ürettiğimiz bir alan. Sırf orada 1,5 milyar tonluk taşkömürü rezervimiz var. Bizim orada kamu özel yıllık üretim miktarımız ortalama 1 milyon ton. Bu hızla 1500 yıla bitmez. Geçtiğimiz yıl kanunlarımızda bir iki değişiklik yaparak şunu başarmış olduk, TTK kendisine verilmiş olan ruhsat sağlığını kendisinin işletmediği kısımda kalan bölümlerinin ruhsatlarını devir ihalesine çıkmak suretiyle üretim ve istihdam artışı hedefliyoruz. Bu kapsamda da bizim orada üç tane sahamız vardı. Üçünün ihalesini de yaptık. Özel sektör de girdi. Kazan kazan mantığıyla, yani orada üretecek üretiminden TTK’ya bir ruhsat payı olarak diyelim bir miktar ayni veya nakdi bedel ödemiş olacak. Ama orada TTK’ya ait bu sahalarda biz yıllık 3 milyon ton civarında bir kömür üretimini gerçekleştirmiş olacağız. Bu arada TTK kendi alanına odaklanacağı için orada da bir üretim istihdam artışını da hedefliyoruz. Bizim şu anda en büyük kısıtlarımızdan birisi taşkömürü ithalatı da var biliyorsunuz. Özellikle hem sanayimiz kullanıyor, hem de elektrik santrallerimiz. Bizim ortalama 30 milyon ton civarında yıllık bir kömür ithalatımız var. Bunun nereden baksanız 20 milyon tonunu santrallerimiz tüketiyor. Şimdi biz baktık ki Zonguldak’taki kömürümüz aslında bu santrallerimiz için uygun. Şimdi o ithal kömüre dayalı santral kuran firmaların sahiplerini de çağırdık dedik; siz uzun dönemli bir anlaşma yapın burada taşkömürleriyle size bir kömür tedarik garantisi de sağlanmış olsun, uzun dönemli bir fiyat anlaşmasıyla bundan sonra dışarıdan getirmeyin. Onlar dedi ki: seve seve kabul ederiz. Fiyatlar belli zaten küresel ölçekte. O fiyatlardan uzun dönemli anlaşmalar yoluyla yerli kömürün kullanımını teşvik etmiş olduk. Biz şöyle söyleyeyim; yıllık 2017 yılında 5 milyar dolar maden ithalatımız var, bunun 4 milyar doları da kömür. Yani bu kadar kömür zengini bir ülkede kömür ithal ediyor olmamız doğrusu eleştirilecek bir şey ben de katılıyorum. Onun için de burada bir adım atmamız gerekiyordu. Sadece kamu eli ile de bunu yapma şansımız yok. Tabi ki kömür madenciliği özellikle yer altı madenciliği hem yatırım maliyetleri hem de işletme güvenliği açısından kolay bir şey de değil bunu da kabul etmemiz lazım. Geçmişte maalesef çok trajik kazalarımız da oldu. Güvenli madencilik kapsamında biraz düzenlemelerimizi denetimlerimizi arttırıyoruz şimdi bu özellikle yeraltı madenciliğinde yılda en az 3-4 defa sahaya giriyoruz. Risk grubuna göre kırmızı, yeşil, sarı olarak adlandırdığımız denetim grupları var bunları daha fazla denetimleri arttırmak suretiyle kazaları azaltmaya çalışıyoruz. Ama sürekli online başında değilsiniz. Burada sektörün de orada çalışan işçimizin de bilinçlenmesi o kurallara uygun hareket ediyor olması önemli. Bunları arttırdıkça kaza sayımız azalır. Geçtiğimiz yıla göre bu sene kaza sayımız daha az. Yıl sonunda açıklayacağız inşallah. Yarı yarıya daha az gidiyor onu söyleyeyim. Gönül ister ki sıfır kazalı, sıfır ölümlü kazalarımız olsun. Bir de ayrıca TKİ’nin Soma’da linyit sahalarımız vardı onları biz orda bir sahayı kendimiz işletiyoruz diğerleri küçük işletmeciler var yine bu modellerle orada da ihalelerimizi yaptık 3 tane de orada yaptık. TKİ Tunçbilek’te yaptı bir ihale ne oldu toplam 7 tane ihalemizi yapmış olduk. Önümüzdeki günlerde de bunların imza töreni olacak. Sahiplerine vermiş olacağız. ”

“PETROL GEÇMİŞTE 2013’TEKİ YAPTIRIMLARDA DOĞALGAZ DIŞARIDA TUTULMUŞTU”

Tahran ambargosu ile ilgili bir soru üzerine Bakan Dönmez, şunları söyledi:

“Petrol geçmişte 2013’teki yaptırımlarda doğal gaz dışarıda tutulmuştu. Sadece petrol vardı. Hatta belli oranda azaltarak gitmiştik. Şimdi bu yeni yönetim doğal gazda var mı yok mu onlarda tartışıyorlar. Biz bu meseleye şöyle bakıyoruz tabi bir teknik açıdan değerlendirdiğimizde doğal gazı biz yaklaşık 10 milyar metreküp doğalgaz alıyoruz. Ülkenin arz güvenliği açısından ihtiyacımız var. Yani arz güvenliği açısından bir zorunluluk. İkincisi; hukuki açıdan baktığımızda, ortada bir kontrat var o kontrata göre satıcının da alıcının da yükümlülükleri var. Yani o benim istediğim miktarda gazı vermek, ben bedelini ödemek zorundayım. Bu arada orada al ya da öde maddesi de var. Tüm uluslararası bu gaz kontratlarında bunlar zaten var. Eğer gazı almazsanız bedelini ödemek zorundasınız. Bir de hukuki böyle durum söz konusu. Mesela geçmişte tersten oldu onların veremediği zaman biz ceza maddeleri uyguluyoruz. Bu iki yönden baktığımızda zaten bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.”Bakan Dönmez, bu dönemdeki öncelikleri ile ilgili ise şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu dönemde belirlediğimiz üç önceliğimiz var: Finansal Sürdürülebilirlik, Politik Sürdürülebilirlik ve Katılımcılık. Temel amacımız yatırımların sürdürülebilirliğidir. Türkiye’ye güvenen ve yatırım yapan bütün yerli ve yabancı yatırımcılar bizim yatırımcılarımızdır. Politik sürdürülebilirlik ise milli enerji ve maden politikasının devamıdır. Ar-Ge, teknoloji, yerli üretim, nükleer, maden, yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları gibi stratejimizin temelini oluşturan bütün unsurlarda ortaya konan politikaların sürdürülmesidir. Katılımcılık ise bütün paydaşların sürece dahil olmalarını sağlamaktır. Örneğin, önümüzdeki ay ilk defa Enerji Tüketici Konferansı düzenleyeceğiz. Böylece enerjide hem üretenin, hem tüketenin, hem de düzenleyicinin bir araya geleceği bir etkinlik yapacağız.”

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ